Anladım...! Biz olamayacağız seninle,lûgatımıza oturmamış bu kelime Sen kendi hayatına,ben kendi acıma kaldığımız yerden devam edeceğiz... Kendi kader yolunda ilerlerken sen an be an ; ben o yola çıkan kestirmeler arıyacağım bulana dek... Bulamam diye umutsuzluğa kapılmadan,hayıflanmadan,yorulmadan hiç...gittiği yere kadar,yüreklerimiz denk düşene kadar...
Anladım...! Sen hâlâ bakarken gözlerimin içine sevgiyle,masumane...gitmez böyle! Ben savaş verirken içten içe seni bitirmek üzere,senin bu yaptığın ne,söylesene?
Arama beni,çıkma karşıma,rüyalarım ardına düş artık...ne olur anla! Sana bakarken içime düşen o kimliksiz,o çaresiz yaşları,her seslenişinin bahar olduğunu senden saklama çabamı,unutmaya çalıştığımı varlığını...ve başaramadığımı...anla
Sen yaralarımdan usul usul akarken,canım nasıl yanıyor bi bilsen... Nerden bilebilirsin ki...Sen beni gerçekten sevmedin ki...
Peki öyle olsun,anlama işide yine bu yürekte son bulsun Tıpkı gidişinle son bulan hayallerim gibi, Tıpkı gidişinle çıkmaz sokaklarda kalışım gibi, Tıpkı gidişinle...aslında hiç gitmediğin gibi...ben anlayayım herşeyi...
Anladım artık anlamsızlığımızı! Bir senin gözlerinden,benimse yüreğimden gitmeyen bu karabulutları...bu çıkmaz sokakların nedenini anladım... Ben seni unutamadım...!
Mehmet ile Handan öğrenci olup, aynı evi paylaşmaktadırlar. Bir gün Handan ve Mehmet, Mehmet'in annesini yemeğe davet ederler. Mehmet'in annesi akşam yemeği süresince Handan'ı uzun uzun süzer ve aslında Handan'ın çok alımlı ve güzel bir kız olduğunu, acaba aralarında ev arkadaşlığından daha ileri bir boyutta bir ilişkinin mevcut olup, olmadığını merak eder.
Aklını okumuşcasına Mehmet annesine der ki: Ne düşündüğünü biliyorum ama emin ol ki sadece ev arkadaşıyız, ötesi yok. Akşam yemeğinden sonra Mehmetin annesi evine döner. Aradan bir iki gün sonra Handan der ki: Mehmet, annen bize yemeğe geldiğinden beri gümüş çorba kasesini bulamıyorum. Mehmet yanıtlar: Annemin almış olabileceğini tahmin etmiyorum ama ben yine de kendisine bir mektup yazayım.
Oturur ve yazar: Anneciğim, gümüş çorba kasesini sen aldın demiyorum, ama almadın da demiyorum. Fakat konu şu ki: Sen bize yemeğe geldiğinden beri gümüş çorba kasesi kayıp. Sevgiler oğlun Mehmet. Bir hafta sonra Mehmet'in annesinden mektup gelir: Sevgili oğlum: Handanla yatıyorsun demiyorum, ama yatmıyorsun da demiyorum. Fakat konu şu ki: Handan kendi yatağında yatıyor olsaydı, gümüş çorba kasesini çoktan bulmuş olurdu. Sevgilerle annen...